işte karşımızda "kar melekleri " nin devamı,cesur dedektifimiz Kari Vaara bu sefer başka bir şehirde Helsinki de kendine yeni bir başlangıç yapmış durumda,doğup büyüdüğü küçük kasabada işlenen cinayetlerden sonra eşiyle birlikte büyük şehire Helsinki ye taşınır,fakat tabii ki acımasız katiller burada da iş başındadır,kutbun eksi yirmileri gösteren soğuklarında herkes depresif,dedektifimiz uykusuzdur,uykusuzluk yetmezmiş gibi bir de bitmeyen baş ağrıları vardır,bi de eşi Kate in kardeşleri Amerika dan gelince sorunlar gitgide artar. yine bir kadının kurban olduğu vahşice işlenmiş cinayetin kolları çok değişik yerlere doğru gitmeye başlar,soluksuzca okunan iki günde bitirilen bir öyküye dönüşür,keyifle okudum gerçekten,devamı da varmış fakat henüz türkçeye çevrilmemiş,"helsinki white" ı sabırsızlıkla bekliyorum
Devamını Oku
kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
26 Şub 2012
12 Şub 2012
iki kitap
bu kitapları okuyalı neredeyse 1 ay geçti ama araya giren ameliyat tüm programımı alt üst ettiği için ancak şimdi yazabiliyorum,ilk kitabımızla başlayalım: "engereğin gözü",yazarı Zülfü Livaneli,içimde garip bir dejavu hissiyle okudum bu kitabı,sanki bu kitabı daha önce okumuş gibiydim fakat hatırlayamadım belki de konusu şu aralar tv de çok popüler olduğu içindir,evet kitabımız "harem" den bahsediyor,haremi hadım edilmiş bir haemağasının diliyle anlatıyor,kitapta her ne kadar padişah isminden bahsedilmese de, 4.Murat tan sonra tahta çıkan kardeşinin saltanatı anlatılıyor,daha fazla ayrıntı vermeyeyim zaten çok kısa bir roman,fazla aksiyon yok ama yazarın anlatım tarzına bayıldım.
ikinci kitabımız "leyla" yazarı Alexandra Cavellus,gerçek bir hikaye anlatılmış kitapta,kısaca özetleyecek olursam konu Bosna-Hersek te geçiyor,savaş yılları, leyla bir genç kız, bir anda kendini toplama kamplarından birinde buluyor,açlık,tecavüz,aşağılanma bunların hepsine maruz kalıyor ve oradan nasıl kurtulduğunun öyküsü anlatılıyor kitapta,dili çok iyi değil,ama konu çarpıcı,90 lı yıllarda avrupa nın ortasında,nasıl böyle bir katliama göz yumulabilmiş insan şaşıp kalıyor
Devamını Oku
ikinci kitabımız "leyla" yazarı Alexandra Cavellus,gerçek bir hikaye anlatılmış kitapta,kısaca özetleyecek olursam konu Bosna-Hersek te geçiyor,savaş yılları, leyla bir genç kız, bir anda kendini toplama kamplarından birinde buluyor,açlık,tecavüz,aşağılanma bunların hepsine maruz kalıyor ve oradan nasıl kurtulduğunun öyküsü anlatılıyor kitapta,dili çok iyi değil,ama konu çarpıcı,90 lı yıllarda avrupa nın ortasında,nasıl böyle bir katliama göz yumulabilmiş insan şaşıp kalıyor
Gönderen
bir discinin gunlugu
zaman:
16:38
0
yorum
Etiketler:
Alexandra Cavellus,
kitap,
Zülfü Livaneli
8 Oca 2012
Shantaram-Gregory David Roberts
ne zaman bu kitapla iligili bişeyler yazmaya çalışsam hep bölündü,hep birşeyler araya girdi,ama inat ettim illa bu akşam yazıcam,yarımda olsa yayınlayacağım,hemen hızlıca konuya girelim,kitap kulübümüzde duymuştum bu adı sanki hindistanla ilgili,yoga meditasyon iç huzur kitabı gibi düşünmüştüm başlığı görünce ama kesinlikle alakası yok,esasında bu kitap bir otobiyografi,ne kadarı gerçek ne kadarı hayal ürünü bilemiyorum ama yazarın dediğine göre bu kendi hayat hikayesi,bu hikaye Avustralya da hapishaneden kaçıp Bombay a gelmesi ile başlıyor,yaklaşık 900 sayfalık bir kitap,ilk gördüğümde "nası bitireceğim ben bu kitabı" diye korkmadım desem yalan olur ,bi de puntoları mümkün olan en küçüğünden seçmişler,tüm bunlara rağmen çok baydığını söyleyemem,tabii tempo hep yüksek devam etmiyor o kadar da olacak yani adam 900 sayfa yazmış,ama bu yazdıklarının hepsi başından geçtiyse vallahi bravo diyorum,çok merak ettim yazarı biraz araştırdım, "shantaram.com" birçok ayrıntı ve resim mevcut,belirtmeden geçemeyeceğim kitabı okurken gözümde canlanan tip daha farklıydı,gerçek halini görünce şaşırmadım desem yalan söylemiş olurum:)
9 Ara 2011
BIÇAK SIRTI-Tess Geritsen
Birazcık geriye gidelim,bi on yıl kadar,üniversite tercihlerimi yaptığım o yaz ayına,puanım güzeldi,o zamanın popüler mesleklerine mühendisliklere filanda yetiyordu ama ben illa ki “doktor” olmak istiyordum,diş ,göz kulak farketmezdi illa onu istiyordum, yaptık tercihleri ,ilk sırada istanbul daki tıp fakülteleri,sonra istanbul daki dişhekimliği fakülteleri,sonrasında şehirler karışık ama tercihlerin hepsi tıp fakültesiydi,sonuç marmara dişhekimliği fakültesi oldu,eğer bir önceki ya da bir sonraki tercih olsaydı şu anda bir tıbbiyeli olacaktım,şikayetçi miyim değilim,hatta bu kitabı okuduktan sonra iyi ki tıp olmamış diye düşünmedim değil. Neden diye sorarsanız kitabın konusundan bahsedeyim biraz,kahramanımız Kate,genel anestezi uzmanı, rutin bir ameliyata giriyorlar,hastaları çok iyi tanıdıkları bi hemşireleri herşey normal giderken birden hastanın kalbi duruyor,ne yaparlarsa yapsınlar hastayı geri getiremiyorlar,hasta ex oluyor,yani ölüyor,tabii tüm personel şokta,fakat esas sorumluluk Kate in üzerinde, testlerin herbirini tekrardan inceleyen Kate birşeylerin ters gittiğini,birilerinin ona tuzak kurduğunu anlıyor,fakat bütün bunları özellikle ona dava açan avukata,hastanenin yöneticisine nasıl anlatacak?
(Kurtaramadığım bir dişi çekmek zorunda kaldığımda bile ne kadar stress yaşıyorum,Kate in durumunu yaşamayı hayal bile edemiyorum,allah korusun öyle bir durumla hiç karşılaşmayız umarım)
Tess Geritsen in doktor olmasının avantajlarını bu kitapta çok net görüyoruz,yine hiçbir mantık hatası olmadan tamamlanmış bir hikaye,birazcık aşk-meşk daha ağır basmış sanki diğer kitaplarına göre,bi ara beyaz dizilerden birini okuyomuşum gibi hissettim,gereksiz uzatmış sevgi sahnelerini bence ama sonuçta güzel bir günde bitirilebilecek bir polisiye,final birazcık ters köşe o yüzden dikkatli okumanızı tavsiye ederim
27 Tem 2011
Erich M. REMARQUE- Yaşamak zamanı ölmek zamanı
-Remarque hep savaştan bahseder,kahramanları ya toplama kampındandır,ya almanya dan fransa ya paris e doğru kaçmaktadır,ya da cephede artık kimin ve neyin için savaştığını unutmuş bir askerdir. Remarque savaşın tüm çirkin taraflarını alır, hiç abartmaz olduğu gibi yüzünüze vurur,o yüzden kendisini çok severim,hatta aziz insan Ayhan Sicimoğlu nun dediği gibi "hastasıyım"
-son okuduğum demiyim,bikaç sene önce alıp okuduğum sonra birine verip kaybettiğim,geçen günlerde D&R da 4 liraya satılan kitaplar arsında görüp tekrar alıp hemencecik bitirdiğim "yaşamak zamanı ölmek zamanı" isimli romanımıza gelelim:
-kahramanmız Ernst alman cephesinde bir asker,artık savaşın sonuna doğru gelinen yıllardayız,almanya her cephede güç kaybediyor,tam bu sırada iki seneden beri kesintisiz cephede savaşan ernst e izin çıkyor ve üç haftasını savaştan uzak bir yerde geçirmek dileğiyle evine dönüyor,fakat işler orada karışmaya başlıyor
-çünkü ernst evine geri döndüğünde hiç ummadığı bir manzara ile karşılaşır,savaş onun doğduğu yere de gelmiş,bombalar çocukluğunu geçtiği kasabayı yerle bir etmiştir,fakat herşeye rağmen hayat devam etmektedir ve ernst aşık olur,
-gerisini bence kitapta okuyun,tam bu kitabı okurken 13 şehit haberi geliyor,haberler ağlayan anneleri babaları gösteriyor,bir şehidimiz Tekirdağ Şarköy den,ateş düştüğü yeri yakıyor,ne kadar benciliz ki insan hemen kendi yakınını düşünüyor,askere yakın zamanda gidecek oğlumuz,kardeşimiz ya da kocamız,sevgilimiz aklımıza düşüyor,o mertebe ne kadar yüksek olursa olsun o ateşin bizim ocağımıza düşme ihtimali bile bizi üzüyor
-neyse sonuç olarak Remarque savaş karşıtı görüşleri ile ün yapmış,nazi almanya sında tüm kitapları yakılıp yasaklanmış,amerika ya kaçıp canını kurtarabilmiş bir yazardır,şiddetle tavsiye edilir efenim okuyunuz
16 Tem 2011
ORHAN PAMUK-Masumiyet müzesi
-ne zamandan beri okumayı düşündüğüm bu kitabı,kaynıvalidemin kitaplığına yaptığım son ziyarette hemen çantama atıverdim
-itiraf ediyorum kitabın ilk sayfalarında çok çoook sıkıldım,allahım dedim nasıl bitecek bu kitap,tabii bunda sıcakların ve çorlunun bunaltıcı nemli havasınında etkisi var diye düşünüyorum
-kitabı konusundan biraz bahsedecek olursak,kahramanımız Kemal,kendisi nişantaşında oturan ve nişanlanmak üzere olan bir fabrikatör çocuğu,fakat nişan töreni arifesinde uzak akrabası Füsun a aşık oluyor,ama deli gibi bir aşk,çok kısa zamanda ilişkileri ilerliyor,Kemal in annesinin kullanmadığı eşyalarını koyduğu apartman dairesinde buluşmalar,sevişmelere dönüşüyor ve tüm bu olanlar 70 li yılların Türkiyesinde gerçekleşiyor. Kemal nişanından sonra Füsun ortadan kayboluyor ve Kemal in birlikte geçirdikleri anların hatırası olan eşyalara karşı acaip bir takıntısı başlıyor,Füsun la ilgili herşeyi her eşyayı,tuzluktan tutun saç tokasına kadar biriktiriyor,gerisini daha fazla anlatmamalıyım bence,
-hikaye çok yavaş akıyor gibi dursa da,esasında ilginç,değişik bir kitap,sırf yazarın bu farklı anlatım tarzı için okunur,
- Orhan Pamuk un diğer kitapları ile kıyaslamadan önyargısız bir şekilde okumak lazım bence Masumiyet Müzesini,eski Türk filmleri tadında bir aşk romanı okumak istiyorsanız seveceksiniz,ama eğer “yok kardeşim öyle aşklar” diye düşünenlerdenseniz mutlaka sıkılacaksınız
-orhan pamuk un kendi hayatını anlattığı bi kitap vardı ya hani,ben onu çok sevmiştim,bu kitapta birazcık ona benziyor,sadece aşıkları anlatmakla kalmıyor,aynı zamanda 70 li yılların sonlarına doğru da ülkenin geçirdiği değişimleri,en güzeli de o yıllardaki istanbul u o kadar güzel gözünüzün önünde canlandırıyor ki,en çok bu özelliğini sevdim galiba bu kitabı
16 Haz 2011
ŞAH&SULTAN-İskender Pala
-iskender pala nın ilk okuduğum kitabı "katre i matem" idi,bayılmıştım,bir cinayeti ve onun çözülmesi için yapılanları anlatıyordu,fakat günümüzde değil,taa lale devrinde,polisler yerine yeniçeriler,hakimler yerine kadılar,hapishaneler yerine kapkara zindanlar vardı,resmen tarihi bir polisiyeydi,çok sevmiştim
-iskender pala nın elime geçen ikinci kitabı "babilde ölüm istanbul da aşk" idi,fekat bu kitabı yarıda bıraktım tamamlayamadım,hem taşınma telaşım vardı bu kitabı elime aldığım sıralarda,hemde o kadar sıkıcı o kadar boğucuydu ki,fenalıklar bastı okurken,leyla ile mecnun dan bahsediyordu ama mecnun şiirlerin yazılı olduğu bir papirüse dönüşmüştü,üzerine çizilen her çizgi canını yakıyordu,o papirüsü aldılar istanbul a getirdiler derken, uzun uzun bu kağıt parçasının acılarını ve leyla ya olan aşkını dinlemekten ip koptu bende "ya bi git allaaını seversen"deyip bi köşeye kaldırdım
-şah ve sultana gelelim,kahramanlarımız iki büyük lider,bir tarafta osmanlı sultanı yavuz sultan selim,bir tarafta safevi devletinin başı Şah ismail. ikisi arasındaki mücadele tüm çaldıran savaşı ile başka bir boyuta taşınıyor,kitap birkaç kişinin dilinden anlatılıyor,hoş bir ayrıntı olmuş bence,konusunu sevdim çok sıkıcı değil,hikaye rahat ilerliyor,tabii yazar dayanamamış yine araya "gerçek sevgi nedir,nerede bulunur" gibisinden tartışmalar da katmış ama elimden düşürmeden hızlıca okudum
-islamdaki mezhep ayrılıklarına da değinen bir kitap olmuş,galiba biraz tepki de çekmiş bu yüzden,yazar tarafsız mıydı, taraf mı tutmuştu buna karar vermek zor,hassas konular, okuyun siz kararınızı verin anacım
-bir de kitapta çaldıran savaşında bir asker kurşunla vuruluyor,aklıma takıldı,ülen çaldıran dediğin 1514 te olmuş bi meydan savaşı o zaman silah var mıydı ahanda yazarın açığını yakaladım derken,şööle bir araştırdım meğer o tarihlerde top ve tüfenk osmanlı ordusunda kullanılıyormuş,tabii çok gelişkin şeyler olmasa da tabanca bile varmış,tarih bilgilerini lise 1 de bırakırsan olacağı budur,yazarımızdan özür diler,katre i matem tarzında kitaplar yazmasını temenni ederim:)
Devamını Oku
-iskender pala nın elime geçen ikinci kitabı "babilde ölüm istanbul da aşk" idi,fekat bu kitabı yarıda bıraktım tamamlayamadım,hem taşınma telaşım vardı bu kitabı elime aldığım sıralarda,hemde o kadar sıkıcı o kadar boğucuydu ki,fenalıklar bastı okurken,leyla ile mecnun dan bahsediyordu ama mecnun şiirlerin yazılı olduğu bir papirüse dönüşmüştü,üzerine çizilen her çizgi canını yakıyordu,o papirüsü aldılar istanbul a getirdiler derken, uzun uzun bu kağıt parçasının acılarını ve leyla ya olan aşkını dinlemekten ip koptu bende "ya bi git allaaını seversen"deyip bi köşeye kaldırdım
-şah ve sultana gelelim,kahramanlarımız iki büyük lider,bir tarafta osmanlı sultanı yavuz sultan selim,bir tarafta safevi devletinin başı Şah ismail. ikisi arasındaki mücadele tüm çaldıran savaşı ile başka bir boyuta taşınıyor,kitap birkaç kişinin dilinden anlatılıyor,hoş bir ayrıntı olmuş bence,konusunu sevdim çok sıkıcı değil,hikaye rahat ilerliyor,tabii yazar dayanamamış yine araya "gerçek sevgi nedir,nerede bulunur" gibisinden tartışmalar da katmış ama elimden düşürmeden hızlıca okudum
-islamdaki mezhep ayrılıklarına da değinen bir kitap olmuş,galiba biraz tepki de çekmiş bu yüzden,yazar tarafsız mıydı, taraf mı tutmuştu buna karar vermek zor,hassas konular, okuyun siz kararınızı verin anacım
-bir de kitapta çaldıran savaşında bir asker kurşunla vuruluyor,aklıma takıldı,ülen çaldıran dediğin 1514 te olmuş bi meydan savaşı o zaman silah var mıydı ahanda yazarın açığını yakaladım derken,şööle bir araştırdım meğer o tarihlerde top ve tüfenk osmanlı ordusunda kullanılıyormuş,tabii çok gelişkin şeyler olmasa da tabanca bile varmış,tarih bilgilerini lise 1 de bırakırsan olacağı budur,yazarımızdan özür diler,katre i matem tarzında kitaplar yazmasını temenni ederim:)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
etiketler
- Alexandra Cavellus (1)
- diş (1)
- iskender pala (1)
- james thompson (1)
- kitap (7)
- Nazım Hikmet (1)
- orhan pamuk (1)
- polisiye (2)
- Remarque (1)
- şiir (1)
- tarifler (1)
- Zülfü Livaneli (1)


